Mirası reddetmek, ölen kişinin malvarlığını borçlarıyla birlikte almamak için sulh mahkemesine yapılan bir beyandır. Beyan sözlü de olabilir, yazılı da. Kanunun tanıdığı süre üç aydır (Türk Medeni Kanunu m. 606). Bu süre çoğu zaman ölüm gününden başlamaz. Yasal mirasçı için ölümün öğrenildiği gün, vasiyetnameyle mirasçı yapılan kişi için vasiyetnamenin kendisine resmen bildirildiği gün başlar.
Süreyi doğru saymak önemlidir. Kanuna göre süresi içinde mirası reddetmeyen mirasçı, mirası kayıtsız şartsız kazanmış olur (TMK m. 610). Bu, borçlarla birlikte kazanmak demektir.
Mirası kimler reddedebilir?
Miras, mirasbırakanın ölümüyle açılır (TMK m. 575). Mirasbırakan, ölen ve geride malvarlığı bırakan kişidir. Geride kalan malların, hakların ve borçların bütününe kanun “tereke” der.
Kanun ret hakkını iki gruba tanır (TMK m. 605):
- Yasal mirasçılar: Kanunun mirasçı saydığı yakınlar. Eş, çocuklar, anne baba, kardeşler gibi.
- Atanmış mirasçılar: Mirasbırakanın vasiyetnameyle mirasçı yaptığı kişiler.
Her mirasçı kendi adına karar verir. Kardeşlerden birinin reddetmesi, diğerlerinin de reddettiği anlamına gelmez.
3 aylık süre hangi gün başlar?
Başlığın sorusunun cevabı mirasçının türüne göre değişir.
Yasal mirasçıda süre, mirasbırakanın ölümünü öğrendiği gün başlar. Ölümle aynı gün haber alan biri için iki tarih örtüşür. Yurt dışında yaşayan, aileyle görüşmeyen ya da ölümden haftalar sonra haberdar olan biri için süre, haberi aldığı günden işler.
Kanun bir durumu daha ayırır. Kişi ölümü biliyor ama mirasçı olduğunu bilmiyor olabilir. Bu durumda süre, mirasçı olduğunu öğrendiği günden başlar. Ancak bunu ispat etmek, geç öğrendiğini söyleyen mirasçıya düşer. Kanunun ifadesi “ispat edilmedikçe” şeklindedir; ispat yoksa ölümü öğrendiği gün esas alınır.
Vasiyetnameyle atanmış mirasçıda süre, vasiyetnamenin kendisine resmen bildirildiği gün başlar. Burada belirleyici olan, vasiyetnameden kulaktan dolma haberdar olmak değil, resmi bildirimdir.
Terekenin yazımı yapıldıysa süre, yazımın bittiği bildirildiğinde başlar (TMK m. 607). Tereke yazımı, mirasın korunması için malların ve hakların sulh hakiminin gözetiminde deftere geçirilmesidir. Böyle bir koruma önlemi alınmışsa ret süresi, sulh hakiminin yazımın bittiğini mirasçıya bildirmesiyle işlemeye başlar.
Mirasçı reddetmeden ölürse ne olur?
Mirası reddetmeden ölen mirasçının ret hakkı kendi mirasçılarına geçer (TMK m. 608). Onlar için süre, mirasın kendi mirasbırakanlarına geçtiğini öğrendikleri gün başlar. Bu süre, ölen mirasçıya tanınan süre dolmadan bitmez.
Örnek: Dede ölür. Oğlu, mirası reddetmeye vakit bulamadan kısa süre sonra kendisi de ölür. Oğlunun çocukları, dedenin mirasını reddetme hakkını babalarından devralır.
Reddedenin payı kime geçer, onların süresi ne zaman başlar?
Yasal mirasçılardan biri reddettiğinde, payı miras açıldığında kendisi sağ değilmiş gibi hak sahiplerine geçer (TMK m. 611). Bu kişiler reddedenin kendi çocukları olabilir. Vasiyetnameyle atanmış mirasçının reddettiği pay ise vasiyetnameden aksi anlaşılmıyorsa en yakın yasal mirasçılara kalır.
Bu yüzden ret çoğu zaman tek kişiyle bitmez. Çocuklar reddedince miras sıradaki yakınlara geçebilir. Kanun bu kişilere ayrı bir süre tanır: süreleri, önceki mirasçıların reddettiğini öğrendikleri gün başlar (TMK m. 608). Borçlu bir mirasta aile içinde ret zinciri bu şekilde oluşur ve her kişi kendi beyanını ayrıca yapar.
En yakın yasal mirasçıların tamamı reddederse miras, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir (TMK m. 612). Tasfiye, malların satılıp borçların ödenmesi demektir. Borçlar ödendikten sonra bir değer artarsa, reddetmemişler gibi hak sahiplerine verilir.
Ret beyanı nasıl yapılır?
Kanun reddin şeklini açıkça düzenler (TMK m. 609). İş adım adım şöyle ilerler:
- Sürenin başladığı gün belirlenir. Ölümün ya da resmi bildirimin öğrenildiği tarih not edilir. Geç öğrenme söz konusuysa bunu gösterecek bilgi ve belgeler saklanır.
- Sulh mahkemesine beyanda bulunulur. Ret, sulh mahkemesine sözlü ya da yazılı beyanla yapılır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu bu işi “çekişmesiz yargı” işleri arasında sayar (HMK m. 382). Çekişmesiz yargı, karşı tarafı olmayan, dava değil başvuru niteliğindeki mahkeme işidir. Bu işlerde kural olarak sulh hukuk mahkemesi görevlidir (HMK m. 383).
- Beyan kayıtsız ve şartsız yapılır. “Kardeşim de reddederse ben de reddediyorum” gibi bir koşula bağlanan beyan, kanunun aradığı şekle uymaz.
- Hakim beyanı tutanağa geçirir. Sulh hakimi, sözlü ya da yazılı ret beyanını bir tutanakla tespit eder.
- Beyan özel kütüğe yazılır ve belge alınabilir. Süresinde yapılan ret beyanı, mirasın açıldığı yerin sulh mahkemesince özel kütüğüne yazılır. Kütük, mahkemenin bu beyanları kaydettiği resmi defterdir. Miras, mirasbırakanın öldüğü sırada yerleştiği yerde açılır (TMK m. 576). Reddeden mirasçı isterse reddi gösteren bir belge verilir. Bu belge, ileride alacaklılara karşı reddin kanıtı olarak işe yarar.
Mirasçının başka bir şehirde oturması halinde başvurunun hangi mahkemeye yapılacağı somut duruma göre değerlendirilmelidir. Başvuru harcı ve dilekçeye eklenecek belgeler bu yazıda verilmiyor; başvurmadan önce ilgili sulh hukuk mahkemesinden teyit edilmelidir.
Süre dolmadan hangi davranış ret hakkını düşürür?
Üç aylık süre henüz bitmemiş olsa bile bazı davranışlar ret hakkını ortadan kaldırır. Kanuna göre şu mirasçı artık mirası reddedemez (TMK m. 610):
- Mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan,
- Terekenin olağan yönetimi niteliğinde olmayan ya da mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan,
- Tereke mallarını gizleyen ya da kendisine maleden.
Kendine maletmek, ölen kişinin bir malını kendi malıymış gibi alıp kullanmaktır. Hangi somut davranışın bu kapsama gireceği olayın özelliğine göre değerlendirilir. Mirası reddetmeyi düşünen kişinin, karar verene kadar mirasın mallarında tasarrufta bulunmaması bu yüzden önemlidir.
Kanun bir istisnayı da açıkça yazar. Zamanaşımı ya da hak düşürücü sürenin dolmasını önlemek için dava açmak ya da icra takibi başlatmak ret hakkını ortadan kaldırmaz. Yani ölen kişinin bir alacağı zamanaşımına uğramak üzereyse, onu korumak için yapılan takip mirası kabul anlamına gelmez.
Süre yetmezse ya da kaçtıysa ne yapılabilir?
Önemli sebeplerin varlığında sulh hakimi ret süresini uzatabilir ya da yeni bir süre tanıyabilir (TMK m. 615). Bu talep de çekişmesiz yargı işleri arasındadır (HMK m. 382). Hangi sebebin “önemli” sayılacağını kanun saymaz; somut olayda hakim değerlendirir. Bu yüzden süre bitmeden beyanda bulunmak, sonradan önemli sebep ispatlamaya çalışmaktan daha az belirsizlik taşır.
Kanun bir durumu ayrıca düzenler. Ölüm tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli ya da resmen tespit edilmişse, miras reddedilmiş sayılır (TMK m. 605). Ödemeden aciz, borçlarını ödeyemeyecek durumda olmak demektir. Uygulamada buna “hükmen ret” denir. Kanun bu fıkrada ayrı bir süre yazmaz. Ancak borçların malvarlığını aşıp aşmadığı her zaman açıkça belli değildir. Durum tartışmalıysa bu fıkraya güvenip üç aylık süreyi kaçırmak, mirasçıyı belirsiz bir durumda bırakabilir.
Mirası reddeden kişi borçlardan tamamen kurtulur mu?
Kural olarak ret, mirasçıyı ölen kişinin borçlarından uzak tutar. Kanun bunun bir sınırını çizer (TMK m. 618).
Ödemeden aciz bir mirasbırakanın mirasını reddeden mirasçı, ölümden önceki beş yıl içinde ondan aldığı ve paylaşımda geri vermekle yükümlü olacağı değer ölçüsünde alacaklılara karşı sorumludur. Olağan eğitim ve öğrenim giderleri ile âdet üzere verilen çeyiz bu sorumluluğun dışındadır. İyiniyetli mirasçı ise yalnızca geri verme zamanındaki zenginleşmesi ölçüsünde sorumlu olur.
Bu nedenle mirasbırakandan ölümünden önceki beş yıl içinde değerli bir mal ya da para almış olan kişi için ret, borç sorumluluğunu her zaman tamamen ortadan kaldırmayabilir. Somut olayda hangi kazandırmanın bu kapsama girdiği ayrıca değerlendirilmelidir.
Yazı 7 Ekim 2026 tarihinde yürürlükte olan mevzuata göre hazırlanmıştır.
Bu metin genel bilgilendirme amaçlı bir değerlendirme olup, somut olaya ilişkin hukuki danışmanlık niteliği taşımaz.

