Mirastan mal kaçırma, bir kişinin sağlığında malını, çoğunlukla tapulu bir evini ya da arsasını, mirasçılarından birinin eline geçmesin diye başka birine devretmesini anlatan gündelik bir ifadedir. Hukuk dilinde bunun en bilinen biçimine muris muvazaası denir. Muris, ölen ve mirası bırakan kişidir; kanun bu kişiye mirasbırakan der. Muvazaa ise tarafların gerçekte istemedikleri bir işlemi istiyormuş gibi göstermesidir.
Kısa cevap şudur. Tapuda satış olarak görünen bir devir gerçekte bağışsa, kanun işlemin adına değil tarafların gerçek iradesine bakar. Taşınmaz bağışı ise ancak resmî şekilde yapılırsa geçerlidir. Tapuya yolsuz yazılmış bir hak için kanun, hakkı zedelenen kişiye tapunun düzeltilmesini dava etme imkânı tanır. Uygulamada “tapu iptal ve tescil davası” denen dava budur. Mirasçının bu davayı hangi koşulla açabileceği aşağıda ayrı başlıkta yer alıyor.
Muris muvazaası nasıl bir durumu anlatır?
Sık görülen örnek şöyledir. Bir anne ya da baba, tapulu taşınmazını çocuklarından yalnızca birine bırakmak ister. Bunu bağış olarak yapmak yerine tapuda satış gösterir. Tapu kaydında işlem satış olarak geçer, bir satış bedeli yazılır. Oysa taraflar arasında gerçek bir satış yoktur. Mal karşılıksız verilmiştir. Diğer çocuklar bu devri çoğu zaman mirasbırakanın ölümünden sonra, onun malvarlığını araştırırken fark eder.
Burada iki işlem iç içedir. Birincisi herkesin gördüğü görünüşteki işlemdir, yani satış. İkincisi tarafların gerçekten istediği ama gizlediği işlemdir, yani bağış. Muvazaa sorunu bu iki işlem arasındaki farktan doğar.
Mirasçının bu devirle ilgisi şuradan gelir. Türk Medeni Kanunu m. 599’a göre mirasçılar, mirasbırakanın ölümüyle mirası bir bütün olarak kazanır. Mirasbırakanın aynî haklarını da doğrudan kazanırlar. Aynî hak, bir mal üzerinde herkese karşı ileri sürülebilen haktır; mülkiyet bunun en bilinen örneğidir.
Tapuda “satış” yazması işlemi satış yapar mı?
Hayır, tek başına yapmaz. Türk Borçlar Kanunu m. 19’un ilk fıkrası şöyledir: “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.”
Bu hükme göre bir sözleşmenin ne olduğuna, kâğıtta yazan isme bakılarak karar verilmez. Tarafların gerçekte ne istediğine bakılır. Tapuda “satış” yazsa bile taraflar gerçekte bağış yapmak istemişse, işlem bağış olarak değerlendirilir. Tarafların gerçek iradesinin ne olduğu ise her dosyada o olayın koşullarına göre ayrıca değerlendirilir.
Gizli bağış neden geçersiz sayılabilir?
Taşınmazlarda kanun şekil konusunda sıkıdır. Türk Medeni Kanunu m. 706’ya göre taşınmaz mülkiyetinin devrini amaçlayan sözleşmeler ancak resmî şekilde düzenlenirse geçerlidir. Türk Borçlar Kanunu m. 237 taşınmaz satışı için aynı şartı arar. Resmî şekil, sözleşmenin yetkili bir resmî görevli önünde düzenlenmesi demektir.
Bağış için de kural aynıdır. Türk Borçlar Kanunu m. 288’e göre bir taşınmazın bağışlanması sözü vermenin geçerliliği resmî şekilde yapılmasına bağlıdır. Aynı madde, şekil eksikliği yüzünden geçersiz olan bir bağışlama sözü yerine getirilince bunun elden bağışlama sayılacağını söyler. Ancak bu kolaylığı resmî şekle bağlı bağışlamalar için açıkça dışarıda bırakır.
Muris muvazaasında resmî şekilde yapılan işlem satıştır. Tarafların gerçekten istediği bağış ise resmî şekilde yapılmamıştır, gizli kalmıştır. Bu yüzden gizli bağış, şekil eksikliği nedeniyle geçersiz sayılabilir. Görünüşteki satış da tarafların gerçek iradesini yansıtmadığı için muvazaalı kabul edilir.
Tapu iptal ve tescil davası neyi ister?
Türk Medeni Kanunu m. 1025’e göre bir aynî hak yolsuz olarak tescil edilmişse, bu yüzden aynî hakkı zedelenen kişi tapu sicilinin düzeltilmesini dava edebilir. Yolsuz tescil, kısaca, tapuya hukuka uygun olmayan biçimde yazılmış kayıttır.
Bu davada istenen, taşınmazın bugünkü kaydının iptal edilmesi ve taşınmazın hak sahibi adına tescil edilmesidir. Uygulamadaki “tapu iptal ve tescil” adı buradan gelir. Bu madde, tapu düzeltme davasının kanundaki genel dayanağıdır; muris muvazaası davası bu genel çerçevenin içinde yer alır.
Davayı hangi mirasçı açabilir?
Tenkis davası için kanunun cevabı açıktır. Türk Medeni Kanunu m. 560 bu davayı, saklı payının karşılığını alamayan mirasçıya tanır.
Muris muvazaası iddiasıyla açılan tapu iptal ve tescil davasında durum farklıdır. Hangi mirasçının bu davayı açabileceği ve saklı paylı mirasçı olmanın aranıp aranmadığı, bu yazıda anılan kanun maddelerinin metninden doğrudan okunmaz. Bu soru, mirasçının durumuna ve devrin koşullarına göre somut olay üzerinden değerlendirilmelidir.
Muris muvazaası davası ile tenkis davası arasındaki fark nedir?
Bu iki dava sık karıştırılır. Tenkis, indirim demektir. Türk Medeni Kanunu m. 560’a göre saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar, mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilir. Saklı pay, kanunun bazı yakın mirasçılara ayırdığı ve mirasbırakanın serbestçe tasarruf edebileceği kısmın dışında kalan paydır. Tasarruf, burada mirasbırakanın malı üzerinde yaptığı bağış, vasiyet gibi işlemlerdir.
Kanun, tenkise tabi işlemleri Türk Medeni Kanunu m. 565’te sayar. Bunlar arasında mirasbırakanın, kanunda sayılan bazı istisnalar dışında yaptığı bağışlamalar vardır. Saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yaptığı açık olan kazandırmalar da bu listededir.
Aradaki fark işlemin kendisine bakıştadır:
- Tenkis davasında işlemin geçersizliği ileri sürülmez. Mirasbırakanın tasarruf edebileceği kısmı aşan bölümün indirilmesi istenir. Bu davayı kanun yalnızca saklı paylı mirasçıya tanır.
- Muris muvazaası iddiasında ise görünüşteki satışın gerçek olmadığı, gizli bağışın da şekil eksikliği yüzünden geçersiz olduğu ileri sürülür. İstenen, tapu kaydının düzeltilmesidir.
Tenkis davasının süresi kanunda yazılıdır. Türk Medeni Kanunu m. 571’e göre tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl geçmekle düşer. Her hâlde, vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle de düşer. Tenkis iddiası, def’i yoluyla, yani açılmış bir davada savunma olarak her zaman ileri sürülebilir. Bu süreler tenkis davasına aittir.
Dava nerede açılır?
Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 12’ye göre taşınmaz üzerindeki aynî hakka ilişkin ya da aynî hak sahipliğinde değişikliğe yol açabilecek davalarda, taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi kesin yetkilidir. Kesin yetki, davanın o yerdeki mahkemede açılması gerektiği anlamına gelir. Mirasbırakan Ankara’da oturuyor olsa bile, taşınmaz başka bir ildeyse yetkili mahkeme taşınmazın bulunduğu yerdedir.
Dava birden fazla taşınmaza ilişkinse aynı madde bir kolaylık tanır. Dava, taşınmazlardan birinin bulunduğu yerde, diğerleri hakkında da açılabilir.
Taşınmaz başka birine geçmişse ne olur?
Bazen muvazaalı devirle taşınmazı alan kişi onu kısa süre sonra başkasına satar. Türk Medeni Kanunu m. 1025’in ikinci fıkrası bu durum için bir sınır koyar. İyiniyetli üçüncü kişilerin bu tescile dayanarak kazandıkları aynî haklar ve her türlü tazminat istemi saklıdır. İyiniyetli üçüncü kişi, kabaca, kaydın sorunlu olduğunu bilmeden tapuya güvenerek hak edinen kişidir.
Bu kuralın muris muvazaası davalarında nasıl uygulandığı, taşınmazın kimden kime ve hangi koşullarla geçtiğine bağlıdır. Somut olay üzerinden değerlendirilmelidir.
Mirasçı hangi bilgileri bir araya getirmeli?
Bir devirden şüphelenen mirasçının durumu değerlendirebilmesi için şu bilgiler önemlidir:
- Devrin tapuda hangi işlemle yapıldığı. Muvazaa sorunu, işlemin tapuda satış gibi başka bir adla görünmesinden doğar. Devir tapuda zaten bağış olarak yapılmışsa ortada gizlenen bir işlem yoktur. Böyle bir bağış, koşulları varsa tenkis davasının konusu olabilir.
- Taşınmazın nerede olduğu. Yetkili mahkeme buna göre belirlenir. Birden fazla taşınmaz varsa hepsinin yeri not edilir.
- Taşınmazın bugün kimin adına kayıtlı olduğu. Mal ilk alandan başka birine geçmişse, üçüncü kişinin durumu ayrıca incelenir.
- Saklı payın zedelendiğinin ne zaman öğrenildiği. Tenkis davası da düşünülüyorsa, kanundaki bir yıllık süre bu tarihten başlar.
Davanın ne zaman açılabileceği ve gerçek iradenin nasıl gösterileceği gibi sorular her dosyada ayrıca değerlendirilir.
Yazı 6 Ekim 2026 tarihinde yürürlükte olan mevzuata göre hazırlanmıştır.
Bu metin genel bilgilendirme amaçlı bir değerlendirme olup, somut olaya ilişkin hukuki danışmanlık niteliği taşımaz.


